Akşam olur

Akşam Sefâsı

Posted by on Kas 10, 2016 in Aklımdan Geçenler, Şiirsel
No Comments

En kötüsüde gece olması. Karanlık gizleyemiyor tüm kırgınlıkları. Hani canı yanıyor insanın. Gece de kararıp üzerine geliyor. Gündüz ise apayrı. Seni umursamaz bir tavır takınmış. Aydınlandıkça aydınlanıyor etrafın. Tam geceye alışmışken doğan güneş gibisin. Güneşine yüz çevirdikten sonra karanlığa gömüp gidersin. Ne yanımdasın, ne uzağımda. Peşindeyim bir parça ay gibi. Ümit ediyorum aydınlığını. Bekliyorum karanlığımı aymanı. Parça parça dağıtmanı.

Nedir terk edişindeki sır perdesi. Nedir bu hengâme-i gâm ve keder. Nedir içini titreten. Nedir bir anda aydınlığını karanlığa çeviren. Olmuş olmamış ne varsa hesaba katıp, hayal çorbası içtik. Biraz dünden kaldık ama yarına da açtık. İki elinde uzaklarda, iki ayağında havada. Ne o kadar uzağa sıçrayabilirsin, ne de ellerindeki boşluğa bir çare bulabilirsin. Her söz ayrı bir kılıç darbesi, her umut ayrı bir yara. Yaşamaktan korkup, canlı cenaze gibi kaldık ayakta. Ruhumuzu, gönlümüzü hapsettik bekleyişlerimize, şartlarımıza ve derin kuyulara. Ümitvar olmak yerine, kapanlar kurduk kendi yolumuza. Sonra kendi kurduğumuz dünyamızda, kendi kapanımıza kapıldık. Kendi çukurumuza yuvarlanacağız bir gün. Kendi arayışımızda yok olacağız. Ölmeden ölebilecek miyiz? Şuramıza çöken sıkıntıyı, aşkı, telaşı, açlığı ve bekleyişi nasıl yok sayacağız? Nasıl hiçliğe hapsedeceğiz kendimizi? Üstelik kendi kilidimizi ve kapımızı kendimiz kapatmışken.

Sıkıca örteriz aydınlığı. Gece olunca yakarız hemen lambaları. Yağmuru sever şemsiye açarız, güneşi sever gölge ararız. Aşkı bekler, kapıları kaparız. Sevdiğimiz herşeye eziyet eder, hainlik ederiz. Korkarım ki kendimizide severiz. Acaba hangi zırh dayanabilir bu kadar zorlamaya. Hangi aşık usanmadan bekler bu kadar ızdırabın son bulmasına. Karga tulumba çıktık bir yola. Çok isteriz ama hiç beklemeyiz. Çok bekleriz ve ihanet ederiz. Nâsipdar olmak için gayret etmek varken, kolaya kaçar ve vazgeçeriz.

Gece gece bir parça melodi takılır boğazına. Bir damla acıkırsın okumaya. Bir damla susarsın yazmaya. Bir parça üşürsün ve çok beklersin. İşte o an çıkar karşına bunun gibi bir parça:

Her nota, her makam ayrı bir lezzetli. Çargah mı, buselik mi? Yoksa daha çok kürdî, rast, uşşak Makamı, hicaz veya segâh mı? Perde perde dağılsın gam-ı keder! Huzur bulsun ruhumuz ayrı ayrı makamlarda. Gece biraz segâh başlar ama, saba ile dağılır tüm karanlık. Güç kuvvet gelir belki içimize. Cuma’ya heyecanlanır, vaktin bereketiyle açar ektiğimiz bereket tohumları. Damla damla yazılır yeni mektuplar. Dikkatlice katlanılıp, gönderilir öbür yanımıza. Huzur-u ilahiden niyâz ederken utana utana, rahmet yağmuruyla ayılırız belki. O’nun kapısında köle olup, O’nda var oluruz. O’nunla olmak üzre efendim, olmak üzre…